“Falanca Kişinin Mektubu” 

Yazı yazabilmek için bi’ felaket bekliyorum.

Öyle ya, saadetli vakitlerimde kalemim oynamaz. Konuşamadığım için yazıyorum.

Kalbim nümayiş istiyor. Ezilip, parçalanmak…

Ah, ne mesud olurdum. Parça parça olup zerrelerime ayrılsam ne mana verirdim âleme. Dağıtırdım zerrelerimi memleketin dört bir yanına. Şimalde hüzün, Cenupta bahtiyarlık.

Bütün bir parça olarak yaşamak zor biliyor musun,Nahide?

Her uzvum ayrı bir mekâna aidiyet hissederken böyle içime koca bir benlik oturtmuşlar ki işte ben buna tahammül edemiyorum. Herkesten geçtim de, ben olamıyorum.Bir türlü kendimi, kendime soramıyorum.

Oysa hep böyle sayarız değil mi Nahide, insan başlı başına ayrı alemdir. İnsan, kendi aleminde olmalıdır. Biz kendimiz miyiz?

Ben en son ne zaman ben oldum acep?

Sen de suçluyorsun beni, sen de. Bana kendin ol demiştin, sen kendin misin? Bilmiyorsun. 

Kendinden ne kadar uzağa gidebilirsen o kadar özgürsün.Bu bir mesuliyet mes’elesi. Baş ağrıtan intibalar… Çileden çıkmışcasına oraya buraya dağılan yankılar. Kendini kendinde aramak, işte en büyük hata…. Sen, onun yahut diğerinin hasılası olmakla beraber özüne yabancısın. Kendini tanıyamaman, nankörlüğün en büyüğü! Fakat bu şekilde olması mı icab ederdi? Ferdin hürriyeti ne vakittir başkalarının tahakkümu altındadır:Esir olduğu vakit. Lakin sen de kendine hür diyorsun, Nahide! 

Ah, kızkardeşim… Divane değilim.Yalnızca, ruhumun yeni bir ruh doğurmasına şahitlik ediyorum ve bu merhale beni yoruyor. Etrafıma bakıp şikayet etmek istiyorum insanları. Çok sevmediğim şey var. Ama kendimden adım atamıyorum ki… Mürekkebim bitiyor,yazarım yine. 

10.09.1884

seylabeblog tarafından yayımlandı

#düşünenlervedüşleyenler Instagram👉 @seylabe.blog

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın